../
../

AVUKATLIK MESLEĞİ

../

AVUKATLIK MESLEĞİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME



‘Biz hukukçular, avukatlar köprüler kurmuyoruz, kule dikmiyoruz, motor yapmıyoruz, resim boyamıyoruz…Yaptığımız bütün işlerde insan gözünün görebileceği pek az şey var. Ama sorunları çözüyoruz; gerginliği gideriyoruz; hataları düzeltiyoruz; insanların yükünü üstleniyoruz; çabalarımızla barışçıl bir devlette insanların huzurlu ve adil bir yaşam sürmelerini mümkün kılıyoruz.’

Bu sözler 1924 yılında ABD Başkanlığı’na aday olan avukat John W.Davis’e ait. 16 Mart 1946’da New York Barosu’nun 75. Kuruluş Etkinlikleri kapsamında yaptığı konuşmada söylemiş bunları.

Bu sözlerin bir benzerini George Mason Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ronald Rotunda’da söylüyor. Şöyle diyor Rotunda; ‘Biz avukatlar, mühendisler gibi köprüler inşa etmeyiz; doktorlar gibi kemikleri onarmayız; mimarlar gibi bina tasarlamayız; ressamlar gibi resim yapmayız. Sadece insanların ellerinin bize dokunmasına imkan veririz. Eğer görevimizi profesyonelce, mesleğin onuruna uygun biçimde yaparsak, başka kişilerin yüklerini taşırız; insanları streslerinden kurtarırız; adaletin takipçisi oluruz; uygarlığın kaplaması olur ve onu daha da güçlendiririz.’

Her iki değerli hukukçunun söylediği gibi biz avukatlar, bina, araba, uçak yapmıyoruz, şiir ya da roman yazmıyoruz, karikatür çizmiyoruz, ama bunlar kadar, hatta bunların pek çoğundan daha önemli, daha değerli, daha anlamlı bir şey yapıyoruz. En önemli sermayemiz olan zamanımızı, bilgimizi, hayatın en önemli, en değerli hammaddesi olan, toplumdan gelen ve yine topluma giden insanlara tahsis ediyor, insanlara dokunuyor, insanları dinliyor, insanların sorunlarını paylaşıyor, yükünü üstleniyor, başka insanlarla olan hukuki sorunlarını çözüyor, adaletin gerçekleşmesine, hukukun üstünlüğünün egemen kılınmasına, toplum huzurunun, toplumsal barışın sağlanmasına ve sürdürülmesine katkıda bulunuyoruz.

Shakespeare’in ‘Hamlet VI’ isimli eserinin kahramanı Dick the Butcher/Kasap Dick, ‘eline gücü geçirdiğinde ilk yapacağı şeyin bütün avukatları öldürmek’ olduğunu söyler. Ahlaksız/berbat bir kişilik olan Dick the Butcher, aslında kendi kötü devriminin başarılı olması için tek yolun, hukuku yok etmek, bunun için de hukuku temsil eden herkesi, yani adaletin gerçekleşmesine katkı yapan yargıçları, savcıları, avukatları öldürmek olduğunu ifade etmek ister.

Kasap Dick’lerin, yani hukuku, adaleti ortadan kaldırarak kendi kötü devrimlerini gerçekleştirmek isteyenlerin önündeki en önemli engel avukatlardır.

İslam Hukukunun büyük bilginlerinden olan İmam Şafi diyor ki; ‘Bütün Kuran inmeseydi ve sadece –Vel Asr- suresi inseydi yeterdi.’ Vel Asr suresinin anlamı şudur; ‘Zamanın üzerine yemin ederim ki, bütün insanlar hüsran içindedir. Şu üçü hariç: Hakka inananlar, Hakkı tavsiye edenler, iyi, güzel, doğru şeyi yapanlar ve sabredenler.’

Avukat olarak biz İmam Şafi’in dediği şey yapıyoruz. Yani hakka inanıyoruz, iyiyi, güzeli, doğru olanı yapmaya, sabırla yapmaya çalışıyoruz. Hukukun tanıdığı ve koruduğu yetki olan hakkı savunuyor, hakkı, hak sahibini temsil ediyoruz, Hakka ulaşmanın yolu ve aracı olan davaları mahkemelerin önüne biz getiriyor, adına karar denilen, içtihat denilen yargısal ürünlerin oluşmasını, bu yolla hukukun ilerlemesini, gelişmesini, hak sahibinin hakkı olanı elde etmesini, hakkına kavuşmasını biz sağlıyoruz.

Yani çok şey yapıyoruz, çok hayati şeyler yapıyoruz. En önemli olan şeyi, yani ‘bu dünyada yaşama ayrıcalığı elde etmek için ödediğimiz bir kira olan insana hizmet etmek’ edimini yerine getiriyoruz.

Amerikalı stres yönetimi ustası Arthur Gordon ‘The Turn of the Tide / Gelgit Dönemeci’ isimli kitabında şöyle diyor: ‘Kişinin motivasyonlarının yanlış olması durumunda, hiçbir şeyin doğru olamayacağını anladım bir anda. İster postacı, berber, sigortacı veya ev kadını olun, isterse başka bir iş yapın sonuç değişmez. İşinizi sadece başkalarına hizmet ettiğinizi hissettiğiniz sürece iyi yapabilirsiniz. Başkalarına bir yararınız olmuyor ise eğer, işinizi iyi yapmıyorsunuz demektir.’

Biz avukatlar da işimizi, mesleğimizi iyi yapmaya çalışıyoruz. Müvekkillerimize hizmet ettiğimizi düşünerek yapıyoruz, onların acısını, duygularını hissederek yapıyoruz. Bu saikle, bu motivasyonla yapıyoruz, insana, insanlara yararımız olsun diye yapıyoruz.Saygılarımla..

AV.İLYAS ÖZKAN
../

HUKUK MESLEKLERİ TANITIMI

MESLEK TANITIMI

HAKİMLİK VE SAVCILIK MESLEĞİ

 

 1.GENEL ANLAMDA HAKİM VE SAVCILIK

 

 1.a- Hakim

 

         Devlet ile birey arasında veya bireylerin kendi aralarındaki veya iki idare arasındaki anlaşmazlıklar ile kamu düzenini bozan suçlara ilişkin konuları, Anayasaya, Kanunlara ve hukuka uygun olarak inceleyen, vicdani kanaatine göre ve bağımsız olarak karar veren kişidir.

 

1.b- Cumhuriyet Savcısı

 

Herhangi bir şekilde haberdar olduğu suçlara bizzat veya emniyet kuvvetleri yardımıyla el koyup, lehte veya aleyhte tüm delilleri toplayarak olay hakkında kamu davası açıp açmamaya karar veren, açılan kamu davalarında iddia makamını temsil eden, adli görevleri yanında idari görevleri de bulunan kamu görevlisidir.

 

 

2.GÖREVLERİ

 2.a- Hakimin Görevleri

 

         Hakimler iki gruba ayrılır: Devletle vatandaşlar ve kamu kuruluşları arasında çıkan uyuşmazlıkları inceleyen ve karara bağlayanlara idari yargı hakimi, vatandaşlar arasında çıkan uyuşmazlıklarla ilgili karar verenlere adli yargı hakimi denir. Her iki grup hakim de aşağıdaki görevleri yürütür:

Kendisine gelen dava konusu dosyayı inceler,
Davacı ve davalı taraflar ile onların avukatlarını, tanıkları ve bilirkişileri dinler,
Sunulan bilgi ve belgeleri alır, dava dosyalarına ekler ve bunları değerlendirir,
Ceza davalarında mağdur ve tanıkları dinler, sanıkları sorguya çeker,
Kanıtlar ve verilen ifadeler ile yürürlükteki kanunlar ışığında dava konusu uyuşmazlık hakkında hüküm verir.

 

      2.b- Cumhuriyet Savcısının Görevleri


Ağır cezalık suçlar ile kanunda kamu davası açılması gerektiği belirtilen konularda şikayetçi olsun veya olmasın hazırlık soruşturmasını yapar, kamu davası açar,
Kanıt toplar ve sanığın ifadesini alır,
Ölüm olaylarında cesetlerin adli muayenesini yaptırır,
İddianame hazırlar ve yargı kararlarını yerine getirir,
Suçtan zarar gören kişilerin ve toplumun haklarını savunur,
Medeni hukuku ilgilendiren, kanundan doğan bazı davaları açar (Derneğin veya vakfın hukuken ortadan kaldırılması, evlenmeye itiraz vs.).

 

 3. HAKİMLİK VE SAVCILIK MESLEĞİNİN GEREKTİRDİĞİ ÖZELLİKLER

 

 


Üst düzeyde akademik yeteneğe,
sözel akıl yürütme ve ikna gücüne,
Kuvvetli bir belleğe sahip,
Araştırmacı, titiz, dikkatli ve düzenli,
İnsanlarla rahat iletişim kurabilen, zor koşullarda yılmadan çalışabilen,
Cesaretli, sabırlı, soğukkanlı,
Bedence sağlam,
Sorumluluk sahibi,
Değişik görüşlere ve yeniliklere açık,
Tarafsız karar verebilen.

 

 4. HAKİM VE SAVCILIK MESLEĞİNE GİRİŞ İÇİN GEREKLİ OLAN ŞARTLAR

 

Türk vatandaşı olmak, Giriş sınavının yapıldığı yılın ocak ayının son günü itibariyle, lisans ve lisansüstü (Mastır) öğrenimi yapmış olanlar için otuzbeş yaşını bitirmemiş olmak, Kamu haklarından yasaklı olmamak, Yabancı ile evli olmamak, Askerlikle ilgisi bulunmamak veya muvazzaflık hizmetini yapmış yahut ertelenmiş veya yedeğe geçirilmiş olmak, Hakimlik ve savcılık görevlerini sürekli olarak yurdun her yerinde yapmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı veya sakatlığı, alışılmışın dışında çevrenin yadırgayacağı şekilde konuşma ve organlarının hareketini kontrol zorluğu çekmek gibi özürlü durumları bulunmamak, Taksirli suçlar hariç olmak üzere, ağır hapis veya üç aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlara zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı bir suçtan veya kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından dolayı hükümlü bulunmamak veya bu suçlardan veya taksirli suçlar hariç olmak üzere üç aydan fazla hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir fiilden dolayı soruşturma veya kovuşturma altında olmamak, Yazılı yarışma sınavı ile mülakatta başarı göstermek, Hakimlik ve savcılık mesleğine yakışmayacak tutum ve davranışlarda bulunmamış olmak şarttır. Yukarıdaki maddelerde belirtilen niteliklere sahip olup, yazılı yarışma sınavı ile mülakatta başarı gösterenler, başarı derecelerine göre sıraya konularak Adalet Bakanlığınca önceden belirlenen ihtiyaç sayısına, daha önce başka görevlerde kadro, maaş ve derece yönünden iktisap etmiş oldukları haklar nazara alınmak suretiyle adaylığa atanırlar. Hakimlik ve Savcılığa kabul edilmede, daha önce serbest avukatlık yapmış olanların avukatlıkta geçen sürelerinin tamamı da değerlendirilir. Bu sıraya göre ihtiyaç sayısınca atananların dışında kalanlar bir hak iddia edemezler. Doktora yapanlar sadece mülakata tabi tutulurlar. Stajını tamamlayan ve olumsuz durumu görülmeyen adayların mesleğe kabullerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir. Bununla birlikte avukatlıktan hakimliğe geçişte mümkün olup, mesleğinde en az 5 yıllık fiili çalışma ve 45 yaşını geçmemiş avukatlar da yapılacak yazılı sınav ile sözlü mülakatı geçmeleri halinde mesleğe kabul edilmektedirler.

 

 

5. HAKİM VE SAVCILARIN ÇALIŞMA ORTAMI VE KOŞULLARI

 

 

5.a- Hakimlerin Çalışma Ortamı ve Koşulları

 

Yargıçlar Adalet Bakanlığına bağlı mahkeme salonlarında resmi kıyafetle görev yaparlar. Atamayı müteakip sık sık yer değiştirme söz konusudur. Çalışırken oturma, dinleme, düşünme, yorumlama etkinliklerinde bulunurlar. Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yaparlar. Hiçbir organ, makam, merci emir veremez, öneri ve telkinde bulunamaz. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Yargıçlar çalışırken; meslektaşlarıyla, avukatlarla, savcılarla, hukukçularla, kamu yöneticileriyle, mübaşirlerle, bilirkişilerle, yurttaşlarla iletişimde bulunurlar. Yargıçlar kararlarında bağımsızdırlar.

 

5.b- Savcıların Çalışma Ortamı ve Koşulları

 

Genellikle adliyedeki odalarında çalışırlar. Ancak, suçla ilgili araştırma yapmak için olay mahallinde ve olumsuz koşullarda da çalışmak zorunda kalabilirler. Keşif, otopsi, tespit gibi durumlarda açık havada görev yapabilirler. Sorumluluk isteyen, yoğun iş yükü bulunan stresli bir meslektir. Atamayı müteakip sık sık yer değiştirme söz konusudur. Çalışırken; hâkim, kaymakam, vali, emniyet görevlileri, yerel yöneticiler ve vatandaşlarla iletişim halindedir.

6. HAKİM VE SAVCILARIN ÇALIŞMA ALANLARI

 

6.a- Hakimlerin Çalışma Alanları

 


I. ÜST DERECE MAHKEMELERİ

- Anayasa Mahkemesi,
- Danıştay,
- Yargıtay,
- Uyuşmazlık Mahkemesi,
- Askeri Yargıtay,
- Askeri Yüksek İdare Mahkemesi.

II. İLK DERECE MAHKEMELERİ

A- İDARİ MAHKEMELER

- Vergi Mahkemeleri,
- Bölge İdare Mahkemeleri,
- İdare Mahkemeleri.

B- ADLİYE MAHKEMELERİ

1- HUKUK MAHKEMELERİ

- Asliye Hukuk Mahkemesi,
- Asliye Ticaret Mahkemesi,
-Aile Mahkemesi,
- İş Mahkemesi,
- Kadastro Mahkemesi,
- Sulh Hukuk Mahkemesi,
- İcra-Tetkik Mercii Hakimliği.

2- CEZA MAHKEMELERİ

- Sulh Ceza Mahkemesi,
- Çocuk Mahkemesi,
- Asliye Ceza Mahkemesi,
- Ağır Ceza Mahkemesi.


Hâkimliğe alınacak adayların sayısı, kadro ve gereksinime göre, Adalet Bakanlığı'nca saptanır. Stajını tamamlayan ve mesleğe kabul edilen adayların, Adalet Bakanlığı'nca, adli ve idari yargı kuruluşlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak, saptanacak görevleri ve görev yerleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca yapılacak ad çekme ile belirlenir.
Toplumun bilinçli, hukuk kurallarına bağlı ve iyi yetişmiş yargıçlara gereksinimi vardır ve bu sürecektir. Meslek insanların adalete verdikleri önem oranında saygınlığını sürdürecektir. Değişen ve gelişen dünyamızda, hızlı teknoloji ve iletişim-bilgi araçlarının mesleğe girmesiyle, yargıçların bunları kullanması gereklilik, hatta zorunluluk haline geldiğinden, gelişmelere uyum sağlanmalıdır. Meslek sahipleri tüm bunları göz önüne alarak kendilerini yetiştirmelidir.

 

6.b- Savcıların Çalışma Alanları

 


- Günümüzde yeterli sayıda savcının çalıştığını söylemek olası değildir. Nüfusun hızlı artışı, yeni mahkemelerin açılması bunların yanında ekonomik, siyasal ve sosyal değişmeler sonucu çıkan olaylar ve işlenen suçlar savcıların iş yoğunluğunu artırmaktadır.

- Adalet mekanizmasının daha hızlı, adil ve dengeli işleyebilmesi için iş yoğunluğunun azaltılması gerekir. Bunun çözümü ise diğer faktörlerle birlikte daha fazla savcının göreve atanmasıyla mümkün olacaktır.

- Mesleğe ilk girişte görev yerleri, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yapılacak ad çekme yöntemiyle belirlenir. Daha sonra bölge esasına göre atanmaları söz konusudur.

 

 7. HAKİM VE SAVCILARIN KAZANÇLARI


Hakim ve Savcı adaylarına staj süresince maaş bağlanır. (Günümüz koşullarında 2.700-TL) Eğitim sonrası Devlet Memurları Yasası'na göre, derecelerine uygun maaş alırlar. Hakim ve Savcılar, dört yıllık yüksek öğrenim görmüş olan diğer meslek sahiplerine göre, bir üst dereceden göreve başlarlar ve iki yılda bir yükselirler.
Günümüz koşullarında yeni atanan bir hakim ve savcı 2.900 TL almaktadır. Birinci sınıfa ayrılan bir hakim-savcı ise 6.000-6.500-TL civarı maaş almaktadır. Ayrıca yaptıkları keşifler nedeniyle yol tazminatı da almaktadırlar. Meslek mensuplarının maaş ortalaması ise yaklaşık 3.500-TL ile 4.500-TL arasındadır.

 

 

 

 

 

8. HAKİM VE SAVCILARIN MESLEKTE İLERLEMELERİ

 

Stajyer Hakim ve Savcılar 657 Sayılı Devlet Memurları Yasası'na göre, 9. derecenin 1. kademesinden göreve başlarlar. İki yıllık stajdan sonra ilk atamalarında 8. derecenin 1. kademesine atanırlar. Her iki yılda bir derece alırlar. 10 yıl fiilen çalışıp mesleğinde başarılı olanlar sonra 1. Sınıf Yargıçlığa atanırlar (meslekte başarılı olanlar). 1.Sınıf Yargıçlar sadece büyük şehir merkezlerinde çalışırlar, ileri derecede mesleki birikime sahip olmak ve yasada belirtilen diğer koşulları taşımak koşuluyla, Yargıçlar; Danıştay,Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi yüksek mahkemelerde ve yargı birimlerinde görev yapabilirler. Adalet Bakanlığı'nın izniyle; adalet meslek yüksek okullarında, hizmet öncesi ve hizmet-içi eğitim kurslarında alanıyla ilgili ders ve konferans verebilirler. Ulusal ve uluslararası kurul, kongre, konferans ve benzeri bilimsel toplantılara, meslekleriyle ilgili diğer toplantılara katılabilirler.

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

AVUKATLIK MESLEĞİ

  

       Hukuk Fakültesi lisans eğitimi mezunları, Türkiye sınırları içinde istedikleri ilin Baro’suna dilekçe ile avukatlık stajı için başvururlar. 1 yıllık avukatlık stajının ilk 6 aylık kısmını TBB Avukatlık staj yönetmeliğinde belirtilen düzen çerçevesinde adliye içerisinde; Savcılık, özel-genel mahkemeler ve icra dairelerinde yapmaktadırlar. İkinci 6 aylık dönemde ise mesleğinde en az 5 yıllık kıdemi olan bir avukatın bürosunda staj eğitimi devam etmekte olup bu bir yıllık stajını başarılı bir şekilde tamamlayan kişiler, avukatlık ruhsatnamesini alarak avukatlık mesleğini icra etmeye hak kazanmaktadırlar.
Geçerli bir avukatlık stajı ve sonrasında ruhsatname alınarak mesleki yeminini etmek, avukatlık mesleğine başlamak için resmi olarak yeterli görülse de tarih boyunca saygın ve onurlu bir meslek olarak görülen avukatlık mesleğinin gereği gibi icrası için yeterli değildir. Avukatlar, bir takım niteliklere sahip olması beklenen kişilerdir.
Avukatın, mesleğinin layıkıyla yapılabilmesi için;

- Üstlendiği mesleği sorumlulukları taşıyabilmesine,
- Matematik ve sözel yeteneğine,
- Muhatap olunan olaylar ve ilgili kişilere ilişkin olarak analiz yapabilmesine,
- Olayları derinliğine araştırma merakına,
- Akıcı, anlaşılır, etkili, ikna edici ve güzel konuşma yeteneğine,
- Gerek sosyal gerekse mesleki donanıma sahip olunması gerekmektedir.

Hukuk Fakültesi’nden mezuniyetten sonra bir yıllık avukatlık stajı ile avukat olunmakta ise de mesleki eğitim, avukatlık mesleği yapıldığı sürece devam etmektedir. Yapılan yasal değişiklikler, yüksek yargı kararları, güncel mesleki bilimsel yazılar, meslek içi eğitim programları düzenli bir şekilde takip edilmeli, hukuk bilgilerinin güncelliğinin korunmasının yanı sıra sınırsız bilgi edinmenin kapısı hep aralık bırakılmalıdır.
Belirtilen bu özelliklerin yanı sıra avukatların meslek hayatında birtakım görevleri de mevcuttur. Avukat;

- Vekaletini alarak davasını takip etmeyi kabul ettiği kişiyi (müvekkilini) mutlaka dinler, yararlı olabileceğine inandığı hukuki bilgileri paylaşır,
- Almış olduğu hukuki uyuşmazlık konusu davanın çözümüne katkı sağlayacak makale, yazı ve içtihatları derinlemesine incelemek suretiyle davayla ilgili geniş araştırma ve inceleme yapar,
- Müvekkili adına açılması gereken davaları açar ve açmış olduğu davaları takip eder,
- Dava ile ilgili hususi bilgi sahibi olan tanıkların mahkemelerce dinlenmesini sağlar,
- Devam eden yargılama sonucu verilecek olan nihai kararın veya temyiz aşaması sonucu verilecek olan kesinleşmiş kararın müvekkili lehine olması için sözlü ve yazılı savunma yapar,
- Ödenmemiş alacakların tahsili amacıyla icra takipleri yapar,
- Hâlihazırda devam eden davasıyla veya genel olarak mesleğiyle ilgili olduğunu düşündüğü yeni mevzuat ve içtihat değişikliklerini takip eder, davasında uygulanmasını sağlar.



Avukatlık Mesleğinin Önemi ;

Avukatlıklar; yargının kurucu unsurlarından olup, savcı (İddia), avukat (savunma) ve hakimden (karar) oluşan yargının üçlü sac ayağından savunmayı serbestçe gerçekleştiren, kanunların tam olarak uygulanmasını sağlayan, haklı ile haksızın ayırt edilmesi amacıyla kişilerin hakkını arayan ve koruyan, dolayısıyla adaletin tecellisinde kamu hizmeti gören ve bunu kendisine meslek edinen kimselerdir.
Dünya üzerinde bulunan hemen hemen her millette olduğu gibi toplumumuzda da avukatlık mesleği geçmişten günümüze saygın ve onurlu bir meslek olarak görülmüştür. Kişilerin sahip olduğu adil yargılanma hakkı neticesinde yapılacak olan adaletli bir yargılama ancak avukatın etkin katılımıyla gerçekleşir. Haklı ve haksızın ayırt edilmesinde önemli bir rol oynayan, böylesine onurlu ve saygın bir meslek, toplumdaki yeri ve önemini hiçbir zaman kaybetmemiştir.
Avukat üzerine düşen bu görevleri yerine getirirken hiçbir makama hiçbir mevkiye bağlı değildir. Nitekim Avukatlık Kanunu md. 1/2'de yer alan “Avukat, görevini yerine getirmede bağımsızdır” hükmü avukatın görevini ifa ederken bağımsız olduğunu gösterir. Bağımsız yargının en önemli unsurlarından biri olan avukat, adaletin tam olarak sağlanması adına görevini tam bağımsızlık içerisinde yürütmeli, hiçbir makam veya mevkiden emir almamalıdır.

Avukatların İş Olanakları Ve Çalışma Koşulları ;

Avukatlık mesleğini seçenler meslek örgütü olan Baro’ya kaydını yaptırarak kendi bürolarını açarak serbest avukatlık yapabilirler. Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenmiş meslek kuralları çerçevesinde Avukatlar mesleklerini serbestçe icra ederler. Serbest meslek olması nedeniyle iş sahipleri istediği avukatı seçme hakkına sahip olup, iş edinme koşullarının oluşmasında serbest piyasa ekonomisi etkilidir. Serbest avukat aynı zamanda iyi bir tüccar anlayışına sahip olması gerektiği gibi insan psikolojisinden anlayan bir donanıma da sahip olmalıdır.
Serbest avukatlar, bürolarının tüm giderlerini kendileri karşılamak zorundadırlar. Avukatlar, kazançları üzerinden vergi ödedikleri gibi, sağlık ve emeklilik primlerini de kendileri ödemektedirler.
Bunun yanı sıra serbest avukatlar, suça maruz kalan ve suç işleyen kişilerin talepleri halinde (18 yaş altında talep aranmaksızın) Baro tarafından görevlendirilerek ilgililere karakolda, savcılıkta ya da mahkemelerde hukuki yardımda bulunurlar ve bu hizmetin karşılığı olarak devlet tarafından kendilerine bir ücret ödenir.
Bunun yanı sıra, avukatlık mesleğini tercih edenler, kamu kuruluşlarında kamu avukatlığı da yapabilirler. Kamu kurum ve kuruluşlarında avukat olarak çalışmak için belirli sınavlardan geçme koşulu bulunmaktadır. Kamu avukatları sadece görev yaptıkları kurumun iş ve davalarını takip etmektedirler.
Avukatlar yine özel şirketlerde de maaşlı olarak çalışabilmektedirler.

AVUKATLARIN KAZANÇLARI ;

Serbest avukatlar, mesleklerinin ilk yıllarında maddi olarak genelde zorlanmaktadırlar. Bu süreç kişinin çevresi ve maddi durumu ile değişkenlik gösterebilmektedir. Ticari anlamda mesleğin maddi getirisi için ilk 5 yıl önemlidir. Zorunlu avukatlık ile maddi durumu iyi olmayan kişilere Baro’nun yönlendirmesi ile yapılan adli yardım faaliyetleri sonucunda mesleğe yeni başlayan avukatların aylık kazancı bir stajyer hakim maaşına yakın olabilmektedir.
Meslekte ilerledikçe avukatların kazançları da artmaktadır. Yerleşik bir düzene sahip olan Avukat bazen önemli bir dava takip ettiğinde çok ciddi ücretler de alabilmektedir. Ortalama bir avukatın aylık gelirinin kendisini refah düzeyinde yaşatabilecek düzeyde olduğu söylenebilir.
Kamu avukatları ise, aylık maaş ile çalışmakta olup, maaş tutarları çalışılan kuruma göre ve kıdeme göre değişmektedir. Kamu avukatları ayrıca kurum lehine kazandıkları davalar nedeniyle hak ettikleri avukatlık ücretinden belli bir oranda pay da almaktadırlar. Ortalama bir kamu avukatının günümüz koşullarında aylık maaşının 2.000-TL ile 4.000-TL arasında olduğu söylenebilir.
Mesleğin geçmişten günümüze bu modernleşme süreci içerisinde mesleğin kişisel emekle, gerekli ihtimamla ve bağımsız bir şekilde ifa edilmesi çok önemlidir. Hukuka saygıdan ödün vermeme, güven ve sadakat yükümlülüğü gibi ilkeler etrafında yoğrulmuş olan bu meslek, ticari kaygılardan uzak, sadece hakkın haklıya teslimi amacındadır. Bu bakış açısıyla olumlu ekonomik sonuçlar kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

NOTERLİK MESLEĞİ


Noter olmak için öncelikle Hukuk Fakültesi mezunu olmak gereklidir.
Aşağıdaki belgeler hazırlanarak ilgili yerlere verilmelidir.
1512 sayılı Noterlik Kanununun "Ayrık haller" başlıklı 6 ncı maddesi hükmü gereğince noterlik stajından bağışıklı olarak NOTERLİK BELGESİ almak isteyen; serbest, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan avukatlar ve hakim adayları için noterlik stajından bağışıklı olarak, noterlik belgesi almak için gerekli belgeler;

1. Nüfus cüzdanı örneği. (Nüfus Müdürlüğünden veya noterden onaylı)
2. Ad ve soyad değişikliği varsa, bu hususu gösteren belgenin aslı veya noterden onaylı örneği.
3. Hukuk Fakültesi diploma veya çıkış belgesi. (İlgili fakülte veya Noterden onaylı)
4. Hükümlülüğünün bulunmadığına dair Cumhuriyet Başsavcılığından alınmış belge. (18 yaşından sonra Ad, Soyad, doğum tarihi ve evlenme nedeniyle soyadı değişikliği gibi sabıka kaydı çıkarılmasına esas nüfus bilgilerinde değişiklik olduğu takdirde, önceki bilgilere göre alınmış sabıka kaydının da eklenmesi. )
5. Noterlik görevini devamlı ve gereği gibi yapmaya engel vücut veya akılca malül olunmadığını açıkca gösterir, resmi tabip, sağlık ocağı veya hastaneden alınacak sağlık raporu.
6. İkamet adresi ve telefon numarası (Beyan şeklinde)
7. Halen kayıtlı bulunduğu (Kaydını sildirmiş ise daha önce kayıtlı bulunduğu) barodan alınacak, bilfiil yapılan avukatlık müddetini ve hakkında disiplin takibatı bulunup bulunmadığını gösterir belge.
8. Avukatlık ruhsatnamesi örneği. (Noterden onaylı)
9. 1512 sayılı Noterlik Kanununun 7 nci maddesinin 6,7,8,9,10 ve 11. bentlerindeki yasakların kendisinde bulunmadığına dair ekli örneğe uygun olarak düzenleyip ilgilisince imzalanmış beyanname.
10. 4 adet (4x6) ebadında mutlaka renkli, cübbesiz, bayanlarda usulüne uygun, erkeklerde ceket ve kravatlı çektirilmiş vesikalık fotoğraf.
11. Noterlik belgesi verilmesi isteğini kapsayan ve Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğüne hitaben yazılmış imzalı dilekçe.

NOTERLİK HAKKINDA GENEL BİLGİLER;

Türkiye'de 22 bin kişide noter belgesi bulunmasına karşılık yalnızca 1.488 açılmış noter dairesi mevcuttur. Bu işi yapmak için sıraya giren hakim, savcı ve avukatların sayısı gün geçtikçe artarken, Adalet Bakanlığı bir kanun tasarısıyla sürece yeni bir düzenleme getirmeyi planlamaktadır. Söz konusu tasarının yasalaşması halinde noter adayları sınava tabi tutulacak, böylelikle başarılı olan hukukçular atamalarda öncelik kazanacak. Adalet Bakanlığı tarafından değerlendirilecek adayların sınavı ise Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından organize edilecektir.
Mevcut sistemde, noter dairesi açmak isteyenlerin, öncelikle bazı şartları yerine getirerek noter belgesine sahip olması gerekmektedir. Hâlâ yürürlükte olan yasaya göre belge sahibi hukukçular, atama yapılması için kontenjanlarda yer açılmasını beklemektedir. Emeklilik, ölüm, tayin veya yeni noterlik açılması halinde boşalan kontenjana sıra numarası en küçük olan aday atanır. Bekleme süresi 15 yıla kadar çıkabilmektedir. Türkiye'de her bölgede kaç adet noter bulunacağını ise Adalet Bakanlığı belirlemektedir. Türkiye Noterler Birliği'nden alınan bilgilere göre, İstanbul’da 240 noterlik, arkasından gelen Ankara'da 96, İzmir'de ise 72 noterlik dairesi bulunmaktadır.

MEVCUT SİSTEME ELEŞTİRİLER;

- Noterlik ücretlerinin yüksek olması, ancak notere ödenen ücretin yüzde 90’nın da devlet payı olması.
- Noterlik yapabilmek için yaş sınırlamasının olmaması, 45-55 yaş aralığında bu mesleğe başlanılması ile Noterliğin emekli mesleği haline gelmesi ve gençlerin bu mesleğe girme yollarının tamamen kapatılmış durumda olması.
-Adalet Bakanlığı bünyesinde Noterlik Kanunu Komisyonu’nda mevzuata ilişkin çalışmalar yapılmalı. Mesleğe başlarken bir giriş sınavı, bir yıllık staj ve stajın sonunda da yine bir mülakatla noterlik atamasının yapılması gerektiği belirtilmektedir.

NOTERLERİN YAPTIĞI İŞLER ;

1- Yapılması kanunla başka bir makam veya şahsa verilmemiş olan her nevi hukuk işlemleri düzenlemek.
2- Kanunlarda yapılmaları emredilen ve mercileri belirtilmemiş olan bütün hukuki işlemleri bu kanun hükümlerine göre yapmak.
3- Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapmak.
4- Bu kanuna uygun olarak dışarıda yazılıp getirilen kağıtların üzerindeki imza, mühür veya herhangi bir işareti veya tarihi onaylamak.
5- Bu kanun hükümlerine göre yapılan işlemlerin dairede kalan asıl veya örneklerinden veya getirilen kağıtlardan örnek çıkarıp vermek.
6- Belgeleri bir dilden başka dile çevirmek.
7- Protesto, ihbarname ve ihtarname göndermek.
8- Kanunen tescili gereken işlemleri tescil etmek.
9- Bu ve diğer kanunlarla verilmiş sair işleri yapmak, ,işleri mühürleme
10- Mirasçılık belgesi vermek,(Mirasçılığın tespitinde ilgili tarafından sunulacak güncel nüfus kayıt örnekleri veya noter tarafından elektronik ortamda temin edilecek kayıtlar esas alınacaktır.)Noterler tarafından verilen mirasçılık belgesi hakkında, başvuruyu yapan ya da bu belge sebebiyle menfaatinin ihlal edildiğini iddia edenler tarafından yetkili sulh hukuk mahkemesine itirazda bulunulabiliyor. İtiraz üzerine verilen kararın bir örneği mirasçılık belgesini veren noterliğe ve Türkiye Noterler Birliğine bildiriliyor.

Noter olabilmek için beklenen uzun süre ve ilk başlarken nispeten küçük ilçelerde görev alabilmek olumsuz yönleri iken, ekonomik getirisi noterliği cazip kılmaktadır.


SONUÇ OLARAK;

 HERKESİN KENDİ KİŞİSEL ÖZELLİKLERİNE GÖRE MESLEĞİNİ SEÇMESİ GEREKMEKTEDİR

 

../

KURUMLARA GÜVEN

KURUMLARA GÜVEN

Vatandaş kurumlara güvenmiyor



Gallup'un yaptığı araştırma, Gezi Parkı protestolarının yaşandığı dönemde Türk halkının nasıl bir kırılma yaşadığına dair bilgi verirken, toplumun fay hattının kentli kesimle kırsal kesim arasında oluştuğuna dikkati çekiyor.
Söz konusu araştırma kapsamındaki anketlerin büyük bölümünün Başbakan Erdoğan'ın Gezi Parkı protestocularının çadırlarının sökülmesi emrini verdiği 30-31 Mayıs'tan sonra gerçekleştiğini belirten Gallup araştırmacısı Jan Sonnenschein, araştırmanın bu olaylardan önce de kentli Türklerin ülkenin kurumlarına karşı duydukları güvensizliğin giderek arttığını gözler önüne serdiğini söylüyor. Ancak Sonnenschein anketin, "hükümet ile ordunun ileri gelenleri arasındaki şüpheyi ve düşmanlığı" yansıttığını söylediği Ergenekon Davası'nın sonuçları açıklanmadan önce yapıldığını da belirtiyor.
Araştırmaya göre AK Parti'nin ülkede genel seçimleri üçüncü kez kazandığı 2011 yılında hem kentsel hem kırsal kesim ülkedeki bazı kurumlara güvendiğini ifade ediyordu. 2012'ye gelindiğinde ise, şehirli Türklerin desteklerini çekmesiyle bu iki grubun hükümete ve adalet sistemine olan güvenleri giderek farklılaşmaya başladı. 2013 yılında ise bu iki kesim arasında büyük bir görüş farkı ortaya çıktı ve bu kez kentli kesim ordudan da memnuniyetsizlik duymaya başladı.

KIRSAL KESİM ADALETE GÜVENMİYOR



Türkiye'de kentte yaşayanlar, adalete kırsal kesimde yaşayanlardan daha çok güveniyor. Yüzde 66'ya yüzde 49 olan bu oran, geçmişten beri ilk kez bu kadar farklılaşıyor.

KENTLİLERİN ORDUYA GÜVENİ GERİLİYOR



Türkiye tarihinde ilk kez kırsal kesim, orduya kentlilerden daha fazla güveniyor. Geçtiğimiz yıl bu iki kesimin orduya duyduğu güven oranı birbirine çok yakınken, bu yıl kırsal kesimin yüzde 81'i, kentlilerin yüzde 59'u orduya güveniyor.
Sonnenschein, ülkede ordunun 2008-2012 yılları arasında hızla güven kaybetmesinde Ergenekon Davası'nın payı olabileceğini söylerken, 2013'te kırsal kesimde orduya duyulan güvenin birden yeniden yükselmesini dikkat çekici buluyor. Ancak her şeye rağmen, Türkiye'de ordu hala yüzde 68 ile en çok güven duyulan kurum. Orduyu yüzde 56 ile adalet sistemi, yüzde 54 ile hükümet takip ediyor.

FAY HATTI KIR İLE KENT ARASINDA



Gallup'un anketinde yazar Sonnenschein, Türkiye'de fay hatlarının İslamcı AK Parti ile laik ordu yanlıları değil, aslında büyük şehirlerde yaşayan ve ülkenin tüm kurumlarına güvenini yitirmekte olanlarla, bu kurumlara güven duymaya devam eden kırsal kesimde yaşayanlar arasında oluştuğu sonucuna varıyor. Ayrıca anket sonuçlarına göre, 2008 yılında hükümete güvenmeyenlerin yüzde 71'i orduya güvendiklerini belirtirken, 2013 yılında hükümete güvenmeyenlerin yalnızca yüzde 48'i orduya güveniyor. Bu sonucun, Erdoğan'ı eleştiren kesimin, artık ordunun da AK parti hükümetinin kontrolüne girdiğini düşündüklerini yansıttığı savunuluyor. Aynı şekilde, hükümete güvenmeyenler arasında adalet sistemine güven duyanların oranının 2008'de yüzde 44'ten 2013'te yüzde 18'e düşmesi, aynı şekilde Ergenekon Davası'nın başlangıcından beri adalet sisteminin de Erdoğan hükümeti ile ilişkilendirildiğini gösterdiği belirtiliyor. (ANKA)

Kaynak : hukukihaber.net/yasam/vatandas-kurumlara-guvenmiyor-h36519.html
../

PARELEL OPERASYON

../

ESKİŞEHİR MERKEZLİ PARELEL OPERASYON


Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Eskişehir merkezli başlatılan soruşturma kapsamında Fetullahçı Terör Örgütü FETÖ/PDY yapılanmasına ilişkin düzenlenen operasyon kapsamında bazı adreslerde aramalar sürüyor.


Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Eskişehir merkezli başlatılan soruşturma kapsamında parelel yapılanmasına ilişkin düzenlenen operasyon kapsamında bazı adreslerde aramalar sürüyor.
Eskişehir il merkezli olmak üzere İstanbul, Diyarbakır, Kayseri, Bursa ve Tokat illerindeki operasyonlarda şuana kadar 21 kişinin gözaltına alındığı açıklanırken, Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ekipler bir dershanede ve bir öğrenci yurdunda aramalarına devam ediyor.
Büyükdere Mahallesi’nde bulunan öğrenci yurdundaki arama çalışmalarına nezaret eden avukat İlyas Özkan, Türkiye çapında bir takım operasyonlar yapıldığına dikkat çekti. Bu operasyonlarda bir takım insanların terör örgütü kapsamına sokulmaya çalışıldığını öne süren Özkan, “Bugün de burada Eskişehir’in gözbebeği Osmangazi Üniversitesi’nin çok yakınındaki Dursun Fakıh isimli öğrenci yurduna Sabah 05.30 itibariyle arama kararı için geldiler. Ben de bu apartın avukatı olarak hazır bulundum. Aramalar yapıldı. Bütün öğrencilerin yataklarına, dolaplarına ve idarecilerin çekmecelerine, özel bilgisayarlarına kadar aramalar yapıldı. Tabi bunlar bekleniyordu. Yani Türkiye’de sıkıntılı olan yerler değil de, böylesine dört dörtlük kurumlar maalesef saçma sapan gerekçelerle, uydurma delillerle, bir takım arama kararları çıkartılarak arama yapılıyor” dedi.

“HERHANGİ BİR HUKUKSUZLUK YAŞAMADIK”

Avukat Özkan, aramalar sırasında bir takım evraklara el konulduğunu ifade ederek, “Herhangi bir hukuksuzluk yaşamadık. Benim ve mahallenin muhtarının nezaretinde Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, yaklaşık 15-20 polis gözetiminde aramalar yapıldı. Şuana kadar bir bulgu yok. Bir takım notlara, evraklara el konuldu. Onları tabi daha sonra savcılık değerlendirecek. Benim söylemek istediğim bunlar. Sadece çok üzülüyoruz” diye konuştu.

“HUKUKÇU OLARAK SÖYLEYECEK BİR ŞEY BULAMIYORUZ”

“Hukukçu olarak söyleyecek bir şey bulamıyoruz” diyen Özkan, “Bir öğrencinin yastığının altı neden aranır? Bir ihbar mı var, uyuşturucu mu var, terörle ilgili bir şey mi var? Herhangi bir şey yok. Sadece arama kararını gösteriyorlar. Türkiye’de arama kararlarının hangi mahkemeler tarafından verildiğini sizler biliyorsunuz. Eskişehir 1. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimliği’nin arama kararını gösteriyorlar. Arama kararının da tamamını bize göstermediler. Gizlilik kararı varmış. ‘Bu kadar büyük bir terör örgütü kapsamında bu aramalar yapılıyor. Yani nedir? Bir veriniz, herhangi bir ön deliliniz var mı?’ dedim. Yok. Arama kararı, arama kararı. Yanlış şeyler. Biz artık hukukçu olarak söyleyecek bir şey bulamıyoruz” şeklinde konuştu.

“TAHMİN EDİYORUM 25-30 CİVARINDA GÖZALTI VAR”

“Buradan başka Eskişehir genelinde arama yapılan yer var mı?” sorusu üzerine de Özkan, şöyle konuştu: “Bugün başka bir kurum duymadım, ama birkaç tane müvekkilim aradı. Onların da evlerinde ve iş yerlerinde aramalar yapılmış. Gözaltı var. Tahmin ediyorum 25-30 civarında da bir gözaltı var.”

HABER KAYNAĞI : http://www.milliyet.com.tr/eskisehir-merkezli-parelel-operasyonu-eskisehir-yerelhaber-1056759/
../

SAĞLIK SKANDALI

Sağlık skandalı davası, 5 yıldır Adli Tıp çıkmazında


Eskişehir’de hamileyken doktorların ihmali ve ilgisizliği yüzünden hastanede yaşamını yitirdiği belirlenen Fatma Çelik’in dosyası Adli Tıp Kurumu’na takıldı



Eskişehir’de hamileyken doktorların ihmali ve ilgisizliği yüzünden hastanede yaşamını yitirdiği belirlenen Fatma Çelik’in dosyası Adli Tıp Kurumu’na takıldı.
Sağlık Bakanlığı Yüksek Sağlık Şurası’nın doktorları kusurlu bulduğu ‘hamile bir kadının ihmal sebebiyle ölmesini içeren’ dosya, mahkemece gönderilen Adli Tıp Kurumu’ndan 19 aydır dönmedi. Mahkemenin dosyayla ilgili sonucu acil koduyla iki kez istemesine rağmen Adli Tıp’tan bir sonuç gelmemesi, adaletin gecikmesine sebep oldu. Böylelikle dava, Adli Tıp’ın ilgisizliği yüzünden sonuçlanamıyor.
2004 yılında meydana gelen olayda, 8 aylık hamile Fatma Çelik’e (20) rahatsızlığı üzerine gittiği devlet hastanesinde, kurumun imkânları yetersiz olduğu gerekçesiyle müdahale edilmedi. 36 saat boyunca hastanede yatan Çelik, durumunun ağırlaşması üzerine Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edildi. Muayenede Çelik’in ‘gebelik zehirlenmesi’ yaşadığı, zamanında müdahalenin yapılmadığı belirlendi. Anestezi yoğun bakımda tedavi altına alınan Çelik’in bebeği sezaryenle alındı. Tüm müdahaleye rağmen Çelik, doğumdan 6 gün sonra yaşamını yitirdi.

MAHKEME 2 KEZ İSTEDİ, ADLİ TIP VERMEDİ

Bekir Çelik, eşinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan dolayı olay günü görevli olan doğumevi hastanesi doktorlarından Tamer Erdem, Berk Angün, Ergül Sivri, Nezih Erdöl, Nazım Açıkgöz ve hemşireler hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulundu.
Dosyayı inceleyen savcılık, doktorların “tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek” suçundan 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanmalarına karar verdi.
Mahkeme heyeti, 14. celse sonunda dosyayı Sağlık Bakanlığı Yüksek Sağlık Şurası’na göndererek konuyla ilgili bilirkişi raporu istedi. Dosyayı 6 ayda inceleyerek karara bağlayan Yüksek Sağlık Şurası, “ihmal, dikkatsizlik, ve mesleklerinde acemilikten” dolayı hastanın ölümüne sebebiyet verdiklerini belirleyerek, doktorları yüzde 8/6 oranında kusurlu buldu.
6 profesör, 6 doçentin imzasını taşıyan raporu yeterli bulmayan mahkeme, bu kez dosyayı Adli Tıp Kurumu’na gönderdi. Ancak, aradan 19 ay geçmesine rağmen Adli Tıp dosyayı hâlâ geri iade etmedi.

‘GECİKMİŞ ADALET, ADALET DE/İLDİR’

Mahkeme, olayın biran önce netleştirilmesi için Adli Tıp’tan 2 kez istemesine rağmen dosyanın hâlâ incelenmediği ortaya çıktı. Çelik ailesinin avukatı İlyas Özkan’ın yaptığı araştırmada, dosyanın incelenmesinin Adli Tıp Kurumu tarafından tamamlanmadığı belirlendi.
Avukat Özkan, Adli Tıp Kurumu’nun dosyayı en fazla 3-4 ay içinde inceleyip geri iade etmesi gerektiğini, ancak bunu yapmadığını söyledi. 3. kez kendisinin telefonla aradığını dile getiren avukat Özkan, dosyanın halen sonuçlanmadığı yönünde bilgi aldığını ifade ederek, “Adli Tıp Kurumu raporu dönmeden mahkemeden sonuç çıkmıyor. Hukuk süreci tamamlanamıyor. Adaletin sonuçlanması bu kurumun vereceği karara bağlı” diye konuştu.
“Gecikmiş adalet, adalet değildir” diyen Özkan, davanın Adli Tıp Kurumu yüzünden bir türlü sonuçlanamadığını, bunun da mağdurun ailesinin adalete olan güvenini sarstığını vurguladı. Bekir Çelik ise Adli Tıp Kurum’unun dosyayı inceleyip geri göndermemesinin mahkemenin bitmesini engellediğini, bunun da psikolojisini bozduğunu dile getirdi. Her celsede acılarının tazelendiğini, bu ızdırabın bir an önce biterek adaletin yerini bulmasını isteyen Çelik, “Bu dava artık bitsin. Bir insan hayatı bu kadar ucuz olamaz.
Adli Tıp bir an önce dosyayı inceleyip geri iade etsin. Böylelikle bu ızdırap sona ersin” ifadesini kullandı.

HABER KAYNAĞI : http://www.birgun.net/haber-detay/saglik-skandali-davasi-5-yildir-adli-tip-cikmazinda-48806.html
../

İMAMIN ZAFERİ

../

İMAMIN ZAFERİ


Gazetecilerin tweetlerini paylaştığı gerekçesiyle önce yeri değiştirilen sonra da emekli edilen Reşadiye Camisi imamı Fedai Can, hukuk mücadelesini kazandı.



Eskişehir’in en büyük camisi Reşadiye Camisinde uzun yıllardır imamlık yapan 28 yıllık imam Fedai Can gazetecilerin tweetlerini paylaştığı gerekçesiyle, ilk önce yeri değiştirilmiş sonra da emekliye sevk edilmişti.
Can, göreve iade davası açmıştı. Mahkemeye başvuran Can, mahkemeyi kazandı.
Diyanet İşleri Başkanlığı; Cüneyt Özdemir, Nazlı Ilıcak gibi gazetecilerin tweet’lerini paylaşan Reşadiye Camii İmamı Fedai Can’ı memuriyetten ihraç etmişti.
Twitter paylaşımını suç sayan Diyanet İşleri Başkanlığı 28 yıllık imam Fedai Can’ı görevden ihraç ederken, imam da başkanlığı mahkemeye vermişti.

MAHYA BU YIL DEĞİŞTİ

Geçtiğimiz ramazan aylarında Reşadiye Camisine asılan mahyalara ‘ Din güzel ahlaktır, Oruç tut sıhhat kazan’ gibi mahyalar asılırken, bu yıl mahyaya asılan ‘Bizi aldatan bizden değildir’ şeklindeki mahya olayı protestoya yönelik olduğu iddia edilmişti. Bu arada Can’ın soruşturması ile ilgili olarak Diyanet İşleri başkanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun yürütmesi gereken soruşturmayı ‘Atama ve Yer Değiştirme Kurulu’nun yaptığı öğrenildi.
Can’ın avukatı İlyas Özkan, savunması bile alınmadan meslekten ihraç edildiğini belirterek, Can’ın görevine döneceğine inandıklarını söyledi.

HABER KAYNAĞI : http://www.2eylul.com.tr/gundem/imamin-zaferi-h47904.html
../

SANIĞA MÜEBBET HAPİS

21 hekimin akıl hastası dediği sanığa müebbet hapis



Eskişehir'de psikolojik rahatsızlığı bulunan ve girdiği bunalım üzerine 6 yaşındaki kızını kafasına keserle vurduktan sonra boğarak öldüren anne S.C., 'yakın akrabayı kasten öldürmek' suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Eskişehir'de psikolojik rahatsızlığı bulunan ve girdiği bunalım üzerine 6 yaşındaki kızını kafasına keserle vurduktan sonra boğarak öldüren anne S.C., 'yakın akrabayı kasten öldürmek' suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Sanık için iki ayrı kurumdan 21 hekim 'akıl hastası' raporu verirken, Adli Tıp Kurumu'ndan 21 hekim tarafından 'cezai ehliyeti vardır' raporu verildi.

Alınan bilgiye göre, 2010 yılının temmuz ayında meydana gelen olayda, psikolojik rahatsızlığı bulunan Anne S.C. (28), girdiği bunalım üzerine evde 6 yaşındaki kızı F.C.'yi kafasına keserle vurduktan sonra boğarak öldürdü. Daha sonra kendine gelen anne S.C., karakola giderek polise kızını öldürdüğünü anlattı. Bunun üzerine gözaltına alınan S.C., savcılık ifadesinin akabinde çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı. Savcılığın hazırladığı iddianame üzerine S.C. hakkında, 'yakın akrabayı kasten öldürmek suçundan' Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. 3 yıldır devam eden yargılama süresince S.C.'nin akıl ve ruh sağlığının yerinde olup olmadığının belirlenmesi için mahkeme ve avukatların talebi üzerine çeşitli kurumlar tarafından incelemeler yapıldı.

Yapılan incelemelerde, Adli Tıp Kurumu'ndaki 35 uzman doktorun 14'ü, İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ndeki 7 uzman doktor, S.C. için 'akıl hastasıdır' raporu verdi. Adli Tıp Kurumu'ndaki 21 doktor ise 'cezai ehliyeti vardır, akıl hastası değildir' raporu verdi.

Her iki kurumdan gelen raporların akabinde S.C., bugün son kez hakim karşısına çıktı. Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, sanık S.C., eşi Z.C. ve avukatı İlyas Özkan katıldı. Duruşmada son kez söz verilen S.C., önceki beyanlarının doğru olduğunu anlattı.

Duruşmada söz alan S.C.'nin kocası Z.C. de gözyaşları içerisinde, "Eşim gerçekten rahatsız. Hasta olmasa o böyle bir şey yapamaz. O gerçekten suçsuz." ifadelerini kullanarak eşinin beraatini istedi.

S.C.'nin avukatı İlyas Özkan ise müvekkilinin akıl hastası olduğunu, bu durumun iki ayrı kurum raporlarında açıkça net belirtildiğini, bu nedenle Adli Tıp Kurumu raporuna itibar edilmemesi gerektiğini söyledi. Avukat Özkan, Adli Tıp Kurumu raporunda 14 uzman hekimin sanık için 'akıl hastası' diye muhalefet şerhi koyduğunu, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Adli Sağlık Kurulu raporunda da 7 uzman hekimin sanığın 'akıl hastası' olduğuna karar verdiğini belirterek, "Müvekkilimin akıl hastası olduğu, bu nedenle suçsuz olduğu bu raporlarla mevcut. Sanığın bu nedenle beraatini istiyorum." dedi.

Tarafları dinledikten sonra dosyayı son kez inceleyen mahkeme heyeti, sanık S.C.'nin hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi. Buna göre mahkeme heyeti, sanık S.C.'yi 'yakın akrabayı kasten öldürmek' suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı.

"KARAR YERİNDE DEĞİL, YARGITAY'DAN DÖNECEĞİNE İNANIYORUZ"

S.C.'nin avukatı İlyas Özkan, duruşma sonrası yaptığı açıklamada, kararın yerinde olmadığını savundu. 3 yıldan bu yana iki ayrı kurumdan 21 uzman hekimin yaptığı incelemede, sanık için 'akıl hastası' yönünde rapor verildiğine dikkat çeken Avukat Özkan, buna rağmen mahkemenin bu kararları dikkate almamasını eksiklik olarak değerlendirdi. Avukat Özkan, şöyle dedi: "Adli Tıp Kurumu'nda yapılan incelemede, 14 uzman hekim sanık için 'akıl hastası' diyerek muhalefet şerhi koymuştur. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Adli Sağlık Kurulu raporunda da 7 uzman hekim sanığın 'akıl hastası' olduğunu belirtmiştir. Buna rağmen mahkeme, Adli Tıp Kurumu raporundaki çoğunluk görüşüne uygun olarak sanığın 'cezai ehliyeti' olduğu yönünde kanaat getirerek müebbet hapis cezası verdi. Israrla sanığın akıl sağlığı yerinde olmadığı için cezaevine değil, ruh ve sinir hastalıkları kliniğine yatırılmasını talep ettik. Ama buna rağmen sanık tutuklandı. Bu karar, bize göre yerinde bir karar değil."

Mahkemenin verdiği bu kararı temyiz edeceklerini ifade eden Avukat Özkan, kararın Yargıtay'dan döneceğini umduklarını ve böylelikle adaletin yerini bulacağını dile getirdi.

HABER KAYNAĞI : http://www.memurlar.net/haber/392346/
../

ANONSLU TACİZE HAPİS

Anonslu tacize hapis



Eskişehir'de devlet memuru bir kadına caddede yürürken "Malatyalı Natocu", "Malatyalı Merkez" şeklinde seslenip, hakkında ihbar olmadığı halde kimlik sorgulaması yapmak isteyen 3 polis 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak cezaları ertelendi.

Eskişehir’de 2009 yılının Ağustos ayında, kentin en işlek yerlerinden olan Hamamyolu caddesinde Maide Emiroğlu’na yaklaşan motosikletli polis timinde görevli Samet A., Ali D. ve Çağlar T., “Malatyalı Natocu”, “Malatyalı Merkez” şeklinde seslenip genç kadından durmasını istedi. Yunus timlerinin bu yaklaşımına bir anlam veremeyen Emiroğlu, neden kendisine bu şekilde hitap edildiğini sorduğunda, “hakkında ihbar var, kimlik kontrolü yapacağız” yanıtını aldı. Bunun üzerine hakkındaki şikayetin konusunu sorarak bilgi isteyen Emiroğlu’nu Yunus Timleri, “sana bilgi veremeyiz, görevimizi bize öğretme” diyerek azarladı. Emiroğlu, Yunus Timlerinin bu tavrına karşılık olarak “madem görevinizi yapıyorsunuz, o zaman beni karakola götürün, orada ifade vereceğim” karşılığını verdi. Ancak, karakola gitmekten kaçınan polisler, genç kadına sert muamelede bulundu.Yaşananlar üzerine Emiroğlu, cadde üzerindeki bir Telekom bayine sığındı.

Yaşananları fark eden Telekom görevlisi ise Alo 155’i arayarak 3 polisin bir kadına kötü davrandığını ve bir polise yakışmayacak davranışlarda bulunduğunu ihbar etti. Emiroğlu, ardından avukatı İlyas Özkan aracılığıyla 3 memur hakkında, kendisine psikolojik baskı, ciddiyetten uzak tavırlar sergileyerek asılsız ihbar ile görevlerini kötüye kullandığı gerekçesiyle savcılığa suç duyurusunda bulundu.Başvuruyu inceleyen savcılık ise 3 polis hakkında, Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde “görevi kötüye kullanmak” suçundan kamu davası açılmasına karar verdi. Duruşmada polis memurları Samet A., Ali D. ve Çağlar T., haklarındaki iddiaları kabul etmedi.Görgü tanıkları ise söz konusu polislerin Emiroğlu'na hakaret edip, sert davrandığını anlattı.Tarafları ve tanıkları dinleyen mahkeme, polis memurlarının görevini kötüye kullandığı kanaatine vararak, 3 polisin TCK’nın 257/1 maddesi gereğince 6 şar ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi.Mahkeme, üç sanığın sabıkalarının olmaması, memuriyetlerini göz önüne alarak cezalarının Denetimli Serbestlik kapsamında 5 yıl süreyle ertelenmesine karar verdi.

Sanıklar, 5 yıl içerisinde her hangi bir suç işlemeleri halinde söz konusu hapis cezasını çekecekler. İl Emniyet Müdürlüğü’de söz konusu polislere disiplin cezası ile cezalandırdı. Emiroğlu, avukatı aracılığıyla Valilik İnsan Hakları Kuruluna başvurdu ayrıca üç polisle ilgili tazminat davası açtı.

HABER KAYNAĞI : http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diger/289868/Anonslu_tacize_hapis.html